Sunday, 1 July 2012

Esbjörn Svensson Trio, Tüm Zamanların En İyi Üçlüsü




Hayatım boyunca farklı türlerde müzik yapan birçok müzisyen ve gruba takıntılı olduğum birçok dönem geçirdim. Bazen bir albümü veya parçayı defalarca tekrar tekrar dinledim. Miles Davis, The Cure, Pink Floyd, Jan Garbarek, Radiohead ve Fazıl Say bunlardan sadece bazıları. Ama bunca yılın ardından geçmişe dönüp baktığımda şunu söyleyebilirim ki, bütün hayatımı altüst eden ve dinlediğim herşeyi yeniden gözden geçirmeme sebep olan sadece bir grup var. Onlar, beynime ve kalbime referans gibiler sanki. "Herkes gittiğinde (When Everyone Has Gone)" her zaman Esbjörn Svensson Trio dinlerim. Bu sebeple sanırım bildiklerimi ve hissettiklerimi sizinle paylaşmalıyım.

Burada yazılanların hepsi Esbjörn Svensson ve iki arkadaşına armağandır: Dan Berglund ve Magnus Öström. HUZUR İÇİNDE UYU, ESBJÖRN SVENSSON (16.4.1964 – 14.6.2008)

Esbjörn Svensson Trio; piyanoda Esbjörn Svensson, kontrabasta Dan Berglund ve davulda Magnus Öström'den oluşmakta. Bütün üyeler İsveç'ten. İlk albümleri When Everyone Has Gone 1993'te yayımlandı. 1993 yılındaki ilk dinleyiciler bu sıradışı müzisyenlerin Avrupa cazının yönünü değiştireceklerini ve dünyadaki en sofistike üçlülerden birinin üyeleri olacaklarını fark etmişlermiydi bilemem; ama ben ilk albümü dinlediğimde makamsal emprovizasyonlar ve virtüözite ile dolu bu göz alıcı doğuşun hissiyatını rahatlıkla alabildim.


E.S.T., piyanist Esbjörn Svensson'u 2008 yılında bir dalgıç kazasında kaybetmeden önce (biz de müzik ile ilgilenen insanlar olarak onu kaybettik)  1993 ve 2008 yılları arası tam 9 adet stüdyo albüm çıkardı. Bu albümler sırasıyla şöyle: When Everyone Has Gone (1993), EST plays Monk (1996), Winter in Venice (1997), From Gagarin’s Point of View(1999), Good Morning Susie Soho (2000), Strange Place for Snow (2002), Seven Days of Falling (2003), Viaticum (2005) ve Tuesday Wonderland (2006). Aynı dönem içerisinde yayımlanan 2 live CD (E.S.T. Live ’95 and Live in Hamburg 2007) ve 1 DVD kaydı (Live in Stockholm 2003) görüyoruz. 2008 sonrası ilk olarak Esbjörn hayattayken Sydney'de 2007'de yapılan kayıtlardan oluşan harika albüm Leucocyte piyasaya sürüldü. Bu albüm 301 stüdyolarında yapılan 9 saatlik kaydın bir kısmıydı aslında. Albüm, ACT firmasının ilk kez plak bastığı albüm olma özelliğini de taşıyor. Leucocyte'i ben de -birçok EST hayranı gibi- dinlerken depresif duygulara büründüm ve Esbjörn Svensson'un ölümünün gerçekten de caz için ne kadar büyük bir kayıp olduğunu bir kez daha anladım. 2008 sonrasında, ACT toplama bir albüm olarak "Retrospective – The Very Best of E.S.T.” (2009)'u yayımladı. (Bu albüm de hem plak hem CD olarak basıldı.) Hazinenin en son parçası Sydney kayıtlarının gizli kalan kısımlarından oluşan 301 olarak 2012'de karşımıza çıktı. Nisan 2012 tarihli Jazzwise dergisinde grubun davulcusu Magnus bu albümle ilgili şöyle diyor: “Orada öylece duruyordu bunca zaman. Esbjörn Leucocyte'deki edit lerin çoğunu kendisi yapmıştı ve daha öncesinden bu kayıtları dinlediğimizde belki de o kadar dikkatli değildim. Yeniden dinlediğimizde bu seviyede olmalarına çok şaşırdık. Çok yenilerdi ve yayımlanabilecek kalitede materyal bulduğumuza çok sevindim.” Geç ve gizli kalmış güzellik 301 plağa da basıldı.




From Gagarin's Point of View albümünün yayımlandığı 1999 senesinde E.S.T. çılgın emprovizasyonlar ve limitsiz tansiyon dolu canlı performansları ile İskandinavya çevresinde yeterince ünlüydü. Bu albümlerinden sonra (İskandinavya dışında ilk kez yayımlanan albümleri) E.S.T., Avrupa ve kısmen dünya tarafından tanındı diyebiliriz. 1993'ten 1999'a kadar 2 önemli stüdyo albümü görüyoruz; EST plays Monk ve Winter in Venice.

Winter in Venice 1997 yılında İsveç'te en iyi caz CD'si olarak seçildi. EST Plays Monk ise en iyi Monk Cover'ı olarak raflarda yerini aldı. E.S.T., konser performansları çok ünlü hale gelince 1995 yılında canlı kayıt bir albüm çıkardı. Bu albümün 1999 baskısı ayrıca From Gagarin's Point of View albümünden Dodge The Dodo performansını da içermektedir. (Bu icra nefesinizi kesecek. Stüdyo kaydından uzak ara iyi ve benim şimdiye kadar dinlediğim en enerjik canlı kayıt olabilir.) Dünyanın farklı yerlerine yaptıkları turneler  onları festivallerin en aranan üçlülerinden yaptı. Devam eden 5 albüm caz severler arasında oldukça fazla ilgi çekti. Bana göre, EST'nin sesi ve ruhu From Gagarin's Point of View albümünden sonra değişti ve gelişti. İlk çaldıklarına çok yakın bir yerde durduklarını kabul ediyorum ancak söylemek istediğim şey E.S.T.'nin caz ve emprovizasyon fikri üstüne ciddi bir devinim içerisinde oldukları. Bu albüme kadar genellikle ana akım caz parçalarını andıran eserler görüyoruz. Sonrasındaki albümlerde elektronik etkiyi biraz daha fazla gördüğümüz söylenebilir. Bunun yanında sıradışı performanslarında daha rahat bir hale geldikleri açık. Elektronik destek ve altyapı sonralarda grubun uzun süre boyunca ses mühendisi Ake Linton'ın sorumluluğunda gibi görünse de grubun bütün üyeleri tarafından (özellikle Magnus ve Dan tarafından) sıkça kullanılmaktaydı. Ake Linton hem stüdyo kayıtlarında hem de canlı performanslarda gerçek zamanlı olarak elektronik kullanabilmekteydi. Son röportajlarında Magnus ve Dan 2007 yılında gerçekleştirdikleri son kayıtları için şöyle diyor: “Yaptığımız şey bir nevi 2000 veya 2002'de denediklerimize benziyor. Stüdyoya giriyoruz ve kendimizi iyileştirme ayini gibi birşey geçekleştiriyoruz. Sistemimizden dışarıya ne çıktığına bakıyoruz; arınma gibi birşey. Sadece iyi vakit geçirmek için çalıyor ve sonucunda ortaya ne çıktığına bakıyoruz. Bu kayıtla enerji seviyesini ve yıllar içerisinde gitgide büyüyen emprovize bölümleri test etmek istiyoruz ve sonucunda çıkanı da kaydediyoruz." Bu röportajda ne söylenmek istediğini E.S.T. albümlerinin birçoğunda görüyor ve anlıyorsunuz. Bazen, bu bir beste olamaz diyorsunuz. Bu müzisyenlerin olgunluk seviyesi gerçekten şaşırtıcı. Düşünebiliyor musunuz, stüdyoya girip çalıyorlar ve 8-9 saat içerisinde bir başka başyapıt daha ortaya çıkıyor. Bunları bilirken onları dinlemek insanı gerçekten ağlatabiliyor.

From Gagarin’s Point of View baştan sona parça geçişlerini bile anlamadan dinleyebileceğiniz tamamiyle konsept ürünü bir albüm. Daha önceden de belirttiğim gibi, ilk kez yoğun elektronik kullanılan albüm. Daha sonra yayımlanan Good Morning Susie Soho eşsiz bas partisyonları ve saf emprovizasyon performansları ile ünlü. 2002 yılına ait Strange Place for Snow albümü Behind the Yashmak ve Bound for The Beauty of the South gibi çağdaş şaheserler içermekte. Magnus Öström'ün özellikle Behind the Yashmak performansını dinlediğinizde neden en iyi davulcular arasında gösterildiğini anlayacaksınız. Bu iki albümden oluşan Somewhere Else toplaması E.S.T.'yi Birleşik Devletlerde de oldukça ünlü yaptı. 2003 yılındaki Seven Days of Falling ve 2005'teki Viaticum o zamana kadar en çok beğenilen albümler oldu ve cazseverlerin CD raflarındeki en önemli albümler haline geldiler. Dan Berglund'un Seven Days of Falling albümündeki performansı her zaman aklımda çalar. Bu albümlerdeki piyano partisyonları ve besteleri Esbjörn Svensson'u yaşayan bir efsane haline getirmiştir bence.

Viaticum albümünün turnesi kapsamında Esbjörn Svensson Ankara'ya da geldi. (2002 ve 2004 yıllarında da Türkiye'de bulunmuştu.) Bu konsere katılamadım ve sanırım ömür boyu bunun pişmanlığıyla yaşayacağım. Yine de orada bulunanlardan öğrendiğim kadarıyla, konser sonrası alkışlayanların hepsi ayaktaymış ve E.S.T. aralarında o zamana kadar o tarz müzikten habersiz olanların da olduğu 500 yeni hayran edinmiş. Tuesday Wonderland albümü 2006'da çıktı. Birçok eleştirmen bu albümü Viaticum'un devamı olarak görmekte. Bana göre bu albüm Viaticum ile sonradan çıkacak olan Leucocyte arasında bir köprü. E.S.T'nin mükemmelliğinin her albümde bir üst seviyeye çıktığı rahatça söylenebilir. Özellikle Fading Maid Preludium ve Brewery of Beggars progresif yapıları ile benim favorilerim. Bu albümün turnesindeki konserlerden Hamburg'da olan Live in Hamburg olarak kayda alındı ve yayımlandı. Leucocyte ve 301'in mastering ve miksajları Esbjörn Svensson yaşıyorken yapıldığından E.S.T.'nin son iki albümü olarak sayılabilirler. Bu son iki albümü de hesaba katarsak E.S.T.'nin müziğinin 3 farklı progresif yol izlediği söylenebilir; 93'ten (When Everyone Has Gone) 99'a (From Gagarin’s Point of View), 99'dan 2005'e (Viaticum) ve 2005'ten 2008'e (Leucocyte). Yine de E.S.T.'nin albümlerini kesin çizgilerle ayırmak zor; çünkü, belki 2000'lerdeki albümlerden birinde When Everyone Has Gone'ı rahatça duyabilir belki de canlı performanslarından birinde Leucocyte'de ne yapacaklarını görebilirsiniz. Bu biraz da onların spontane emprovizasyon karakterlerinden kaynaklanmakta. 301 ise bütün süreçlerin dışında ayrıca incelenmeli. Kayıtlar Leucocyte ile aynı zamanda yapılmış olsa da ben bu albümü Viaticum ile başlayan, Tuesday Wonderland ile devam eden ve Tuesday Wonderlend ile sonlanan bir serinin devamı olarak görmüyorum. Tuesday Wonderland'i Viaticum'da, Leucocyte'i Tuesday Wonderland'de kolayca duyabilirsin. Ancak 301'de sound ve konsept bir anda başka birşey haline geliyor. Yine de, ilginç bir şekilde, önceki bütün albümleri birden de duyuyorsunuz. Özet gibi, neredeyse 1993'te başladıkları yerde duran bir özet. Bu açıdan bakıldığında dizinin en son elemanını başa bağladıklarını söyleyebiliriz. Ama, nasıl? Nasıl olur da Esbjörn'ün 2008'de öleceğini bilmeden bunu yapabilirler. Bu ve bunun gibi kafamı karıştıran bir sürü soru var E.S.T. ile ilgili kafamda. 

Nasıl oldu da Avrupa cazının yönünü değiştirdiler ve neden bu kadar sofistikeler? Bence en önemli etken rock, klasik, ana akım caz ve fusion gibi birçok farklı müzik türünün içinde harmanlanmış geniş  bilgi dağarcıkları. Radiohead ve Bela Bartok, röportajlarından birinde etkilendikleri insanlar olarak verdikleri isimler. Müzik anlayışlarındaki tansiyon ve lirizm, parçalara ilgi çekici ve anlamlı isimler koymaları, yaptıkları konsept albümlerin sonlarına saklı parçalar yerleştirmeleri, kendilerine has özellikleri olarak sıralanabilir.

Bir üçlü olarak EST'nin başarısının ardında çocukluk arkadaşlarının inanılmaz uyumu da var. İlk albümlerinin kitapçığında Esbjörn Svensson tarafından yazılana göre, Magnus Öström ve Esbjörn Svensson 3 yaşından beri birbirlerini tanıyorlar. Dan Berglund ilk albüm için 1993 yılında onlarla sonradan bir araya gelmiş. 




Esbjörn Svensson'in virtüözitesi ve emprovize etmekteki dahiliği başarıya etki yapan başka bir önemli faktör. Dünya sahnelerinde çokca teknik açıdan mükemmel müzisyen mevcut; ancak müziği hissetmek teknik açıdan mükemmel bütün müzisyenlerin içinde doğal olarak bulunan bir yetenek değil ne yazık ki. Benzer şekilde, harika bir besteci, nadiren harika bir icracı olabilmekte. Esbjörn Svensson, kesinlikle derin bir sofistike müzik hissiyatına sahip dahi bir piyanist ve besteci. When Everyone Has Gone CD'si içerisinde Esbjörn Svensson şöyle diyor: "Yıldız olduk, turlar ve kayıtlar yaptık, imzalar dağıttık ve röportajlar verdik. Ama önemli olan hep müzikti. Kendi müziğimizi yarattık ve deneyimledik." E.S.T.'nin kendisine has özelliklerinden bir diğeri de sık sık elektronik ses kullanmaları ve enstrümanların seslerini zaman zaman distorsiyondan geçirmeleri. 

Ake Linton'ın adına burada ayrı bir paragrafta yer vermem gerekiyor. Ake Linton, E.S.T.'nin ses mühendisi ve bence E.S.T.'nin genel müzikal ruhunda olduğu kadar, konserlerinde ve stüdyo kayıtlarındaki tansiyon üzerinde  de ciddi bir etkisi var. Ake Linton'ın adını 2000'den sonra canlı performanslarda ve 2006'dan sonra albüm kayıtlarında E.S.T. ile beraber görüyoruz. Çoğu zaman nitelikli caz dinleyicileri E.S.T.'nin Ake Linton'ın katılımıyla 4 kişilik bir ekip haline geldiğini söylerler. Ake Linton hem konser performanslarında hem de stüdyo kayıtarında ses masasının hemen arkasında. Caz kritiklerinden ve konserlere katılanlardan öğrendiğimiz kadarıyla emprovizasyon bölümleri sırasında biribiri üzerine bindirilmiş distorsiyon gibi elektronik efektleri ile çoğu zaman işin içinde. Stüdyo kayıtlarında da miksaj sırasında geri alınamayacak elektronik eklentiler yaptığı söylenmekte.


Yazımı bitirmeden önce Esbjörn Svensson'un kısa bir biyografisini vermek istiyorum. Esbjörn Svensson 1964 yılında klasik müzik piyano santçısı bir annenin ve caz tutkunu bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Erken çocukluğu genellikle klasik müzik ve piyano ile geçti. Gençlik yıllarında rock müzik ile ilgilense de sonradan klasik müziğe dönüş yaptı. En sonunda yolu caza düştü. Bir süre piyano dersi aldıktan sonra Stockholm'de bulunan Royal College of Music'de eğitim gördü. Çocukluk arkadaşı Magnus Öström ile 1990 yılında ikililerini kurdular. Her ikisi de, o yıllara kadar İsveç ve Danimarka caz sahnesinde eşlikçi ve grup elemanı olarak çokça görülmüşlerdi. Dan Berglund'un da onlara katılmaları ile birlikte 1993 yılında ilk albümlerini çıkardılar. Esbjörn Svensson 1995 ve 1996'da İsveç'te en iyi caz müziyeni seçildi. Üçlüsü ile birlikte çok fazla sayıda ödül aldılar ve bir çok caz kritiği tarafından cazın geleceği olarak nitelendirildier. Emprovizasyon yetenekleri onları dünyadaki en iyilerden üçlülerden biri yaptı. 2006 yılında ilk kez bir Avrupalı grup Amerikalı Downbeat dergisine kapak konusu oldu. Esbjörn Svensson'un aramızdan ayrılmasından önce son albüm 2007 yılında yayınlanan canlı kayıt E.S.T. Live in Hamburg'dur. Son canlı performansları ise 30 Mayıs 2008'te Rusya'da gerçekleşmiştir. 

Svensson, 14 Haziran 2008'de Stockholm yakınlarındaki Ingarö'de yaptığı skuba dalışı sırasında kayboldu. Uzun aramalar sonucu denizin üzerinde bilincini kaybetmiş bir halde bulundu. Durumu ciddi olarak helikopter ile Karolinska Üniversite Hastanesi'ne kaldırıldı ancak kurtarılamadı. Evli ve iki çocuk sahibi Esbjörn Svensson 44 yaşındaydı.

Esbjörn Svensson Lina Nyberg'in 1993 ve 1994 senelerinde iki albümünde de performans göstermiştir. Bunun yanında Nils Landgren ile hem duo olarak hem de Nils Landgren Funk Unit'in piyanisti olarak çok sayıda albüm ve canlı performans gerçekleştirmiştir. Duo albümler, Swedish Folk Modern ve Layers of Light çok önemli albümlerdir. Ayrıca Esbjörn Svensson'un bestelerinden bir kısmını Viktoria Tolstoy'un Shinning on You ve Ulf Wakenius'un vefatının ardından çıkardığı Love is Real albümlerinde bulabilirsiniz. Shining on You albümünde ismi yazan piyanist Brar Falk aslında Esbjörn Svensson'du.

E.S.T. albümlerinin kayıt kaliteleri ile ilgili bilgi vermek gerekirse: Öncelikle kötü birşey söylemek neredeyse imkansız; çünkü baskıların çoğu ACT'den. Şu an ilk albüm dışında hepsinin üstünde ACT markasını görmekteyiz. Sofistike müzik yaptıkları için ses kalitesine ve kayda çok dikkat ediyorlardı. Grup elemanları çoğu zaman miksaj ve mastering işinin içindeydiler. Özellikle üçlü kayıtlar için, sahnede enstrümanların yerleşimi oldukça kritiktir. E.S.T. albümlerin doğal tınısı bir harika. Güçlü kontrbas sesi ve sahneye mükemmel yayılmış piyano genellikle oldukça etkileyici. Davul vuruşları oldukça taneli ve kontrbasın bası ve davulu kolayca ayırt ediliyor. Grubun elektronik eklentilerle zaman zaman çok gürültülü hale geldiğini düşünürsek bu temizlikte bütün ayrıntıları verebilmek büyük bir başarı. Leucocyte, Retrospective ve 301 için plakların bulunup dinlenmesini tavsiye ediyorum. ACT'nin az olan plak baskıları muhteşem.

Esbörn Svensson Trio ve albümleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için diğer yazılarıma bakabilirsiniz. Albüm incelemelerinin bir kısmı şimdilik sadece İngilizce, yakın zamanda onların da Türkçelerini yayınlayacağım:

Winter In Venice albüm incelemesi:
http://fatih-erkan.blogspot.com.tr/2014/01/esbjorn-svensson-trio-winter-in-venice.html

Strange Place for Snow albüm incelemesi:
http://fatih-erkan.blogspot.com.tr/2014/01/esbjorn-svensson-trio-strange-place-for.html

Viaticum albüm incelemesi:
http://fatih-erkan.blogspot.com.tr/2014/01/esbjorn-svensson-trio-viaticum-2005.html

Diğer İngilizce yazılar ise şöyle:

Esbjörn Svensson Trio, The Best Trio of All Times:
http://fatih-erkan.blogspot.com.tr/2012/06/esbjorn-svensson-trio-best-trio-of-all_13.html

The review for When Everyone Has Gone:
 
The review for Winter in Venice:
 
The review for From Gagarin's Point of View:
 
The review for Good Morning Susie Soho:
 
The review for Strange Place For Snow:
 
The review for Seven Days of Falling:
 
The review for Viaticum:
 
The review for Tuesday Wonderland:
 
The review for Leucocyte:
 
The review for 301:
Dan Berglund ve Magnus Öström müzikal yolculuklarına farklı şekillerde devam etmekteler. Dan Berglund Tonbruket adında yeni grubuyla müzik yapmakta. İsimlerini özellikle ACT albümlerinin bir kısmında eşlikçi ve konuk sanatçı olarak görebilirsiniz. İleride hakkında yazı yazmayı düşündüğüm Dan Berglund'un ve Magnus Öström'ün şu albümlerini öneririm:
http://www.actmusic.com/artist_detail.php?manufacturers_id=103
http://www.actmusic.com/artist_detail.php?manufacturers_id=118

EST'nin şu harika performanslarına bir göz atınız:
http://www.youtube.com/watch?v=D7KXq6RJ0PA&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=4WUeZqK1FPM&feature=fvwrel
http://www.youtube.com/watch?v=T1n1i6cK28s&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=LAvTodeMosw&feature=related

1 comment:

  1. Bu güzel yazı için bir ESTsever olarak teşekür ederim.

    ReplyDelete